esinimler

Bir ses dahi olsun… Yok.

Issızlığın ıssızlığında, bir yer.

Irmak gibi akan otomobiller otobanda ilerliyor. Binlerce araç seyrüsefer halinde… Kimi, kavşak ya da yol ayrımlarından saparak evlerine veya işyerlerine doğru çıkış yaparken kimileri de caddelerden otobana akarak otomobil, kamyon, kamyonet, minibüs ve otobüslerin arasından nehre karışarak birlikte akmaya devam ediyor. Bir bedendeki damarlarda akan kan gibi şehrin ana arterinden caddelere, sokaklara veya tam tersi cadde ve ya sokaklardan ana artere akmaktalar. İrili ufaklı her aracın içinde insan(lar) var. Yine büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre yük, eşya taşıyan araçlar. Kim nereye gidiyor, kim hangi sapaktan girdi, hangisi hangi sapaktan çıkacak kimse bilmiyor. Kamyonlar ne taşıyor, otobüslerin içindekiler ne için, nereye gidiyor. İzliyorum, bakıyorum herkes istikametinde, varacağı yere doğru yol almakta ve kimse kimseyle ilgilenmiyor.

Otomobil ırmağındayım. Dört şeritli yolun sağa yakın olan orta şeritte ilerlemekteyim. Acelem yok. Arabaları izlemekteyim. Sinyal verip önündeki araçları geçmek için sollama yapanlar, arkamdan selektör yapıp “hızlan” diye uyaranlar, acelesi olup bir sağ, bir sol yaparak şeritten şeride atlayıp ralli yapanlar. Bir hengâmenin içindeyim. Bir birine karışan motor sesleri egzozlardan çıkan gazlara karışarak atmosfere yayılıyor. Egzoz gazını teneffüs etmemek ve sessizlik istediğimden dolayı camları kapalı tutuyorum. Radyoda çalan müziğin sesini yükseltiyor kafamda beklemeye aldığım düşüncelere dönerek fırtınaya dalıyorum. Sessizlik. Kulağıma gelen çıt sesi dahi yok. Radyodaki müziğin sesi dahi o an duruyor. Sessiz bir fırtınanın içindeyim. Asude bir fırtına yaratıp, içinde, düşüncelerimi zihnimde savurtuyorum.

İleride Alibeyköy, Kemerburgaz yol ayrımını gördüğümde zihnimdeki fırtınaya dur diyerek tekrar beklemeye alıyorum. En sağ şeride geçip sinyal vererek sağımdaki, solumdaki ve arkamdan gelen araçlara döneceğimi anlatıyorum. İçinde ilerlemekte olduğum bu metropolün kalın damarından ince damarına geçeceğim. Daha sonra şehrin ciğerleri olan Belgrat ormanlarına doğru kılcal damarlarından akıp sık ağaçlıklı bölgeden ilerleyerek eve doğru yol almak niyetindeyim. Şoförlük dikkat isteyen bir iş ve dalgınlığa yer yok. Bu bilinçle hata yapmadan kılcal damara varıyorum. İçerisinde piknik alanları, su dolum tesisleri ve Osmanlıdan kalan bentlerin olduğu uzunca bir orman yolu olan yere dalıyor ve fırtınayı yeniden başlatıyorum. Radyoyu da kapatıyorum. Artık bir ses dahi olsun, yok. Camları açıp temiz havayı soluyarak virajlı yolda aheste ilerliyorum.

Altı yedi kilometrelik yolu aşıp eve giriyorum. Üzerimi değiştirip uykum gelene kadar uğraş vereceğim evdeki meşgaleme kaldığım yerden devam ediyorum. Odaya girdiğim andan itibaren artık sessizlikten de sessiz bir yerdeyim. Kâinatın ıpıssız yerinde düşünüyorum…

“nikon”